7 Eylül 2019 Cumartesi

İki bin on dokuz baharı


Hayatımda bir şeyler hiçbir zaman normal olmadı, ben dahil. Ama ben hiç yoktan bir şeyleri hayat seyrinde devam ettirebilmek için çabaladım hep. 

Onlar sıcakta mayışırlar bense soğukta. Hep ucundan köşesinden bazen kenarından bir aykırılık hakim içime. Elimde değil zıt gidiyorum etrafıma, hayatıma. Onlar üzülünce içimiz cayır cayır yanıyor derler ben kendimi üşüyüp donarken bulurum. Ne elimi ayağımı ne içimi ısıtamam. Bu yüzdendir işte temmuzun içinde yazın ortasında kat kat sarınıp kabuğuma çekilişlerim. 

İnsanları kötü gününüzde yahut kötü anınızda yanınızda istemenizi de hiçbir zaman anlayamayacağım. Onları sırf bu yüzden suçlamanızı hiçbir zaman bir yere koyup anlamlandıramayacağım. Siz gülüp eğlenirken her şey yolundayken ve aslında el ele verip yürümek çok kolayken yanınızda duramayan insan nasıl zor zamanınızda yanınızda olsun ki. Bazı şeyler çok açık ve net sadece görmekte zorluk çekiyoruz. Öyle olması gerekiyormuş çünkü öyle istemişler. Öyle olması gerekiyormuş çünkü öyle yazılmışmış.

Taban tabana zıt olan iki insanı sadece üç beş ortak yön ve iyi anlaşıyor olmak kurtarmaya yetmiyormuş, anladım. Çok tuhaf bir şekilde hatta neredeyse kendimden bile beklemeyeceğim bir potansiyelle çabalarken buldum kendimi. Ömrümde sürekli yitip giden kaçıp giden bir yerde bir seneden fazla duramayan ben, kendimi aynı hengameye hem de ilk sıradan sayısız kez girerken buldum.

Bu içimdekileri anlatmaya ya da tarif etmeye zihnimdeki kelimeler yetmiyor şu an çünkü bir yere ait değiller. Ait olmak istemek de bir yerde ihtiyaçtır ve ihtiyaçlar ehlileştirilmelidir lakin bununla ilgili kendimle sonra konuşacağıma dair bir sözüm var. 

Kendime verip de tutmadığım ne çok söz var keşke tutamamış olsaydım.

Bu kadar aykırı kişilikleri tutsa tutsa sevgi bir arada tutar diyordum ama tutmuyormuş yahut biz tutturamadık bilemiyorum. Sütlaç değil ki bu tutturabilelim ama halledilir, diyordum. Klişe lakin bazı şeyler cidden olmayınca olmuyormuş. "Sevgi her şeye yetmez." Buna asla inanmadım, asla. Çünkü yetmez yetmez diye diye yetemez hale getirilen her şeyin farkındayım. 

Gocunmuyorum. 

Geçtiğimiz bahar, geçtiğim güzden ve kıştan sonra hayatımın her yerinde en iyi, en mutlu olduğum zirve olan yeriydi ama biliyordum her çıkışın bir de inişi olduğunu. Bu inişin bu kadar sancılı olacağını bilmiyordum. Tahmin ediyordum ama bilmiyordum işte. Farkında olmakla farkına varmak arasında ne kadar fark varsa tahmin etmekle bilmek arasında da o kadar fark vardı.

Gocunmuyorum.

Tüm bunlara rağmen benim düştüğüm yerden kafamı kaldırıp da etrafıma baktığımda hep bir çıkış kapım oldu çünkü biliyorsunuz ben nefes almayı da yutkunmayı da sıfırdan öğrenmiş biriyim.

Gocunmuyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder