21 Ağustos 2019 Çarşamba

İki bin on iki güzü


Hayatımın hep dönüm noktaları olduğunu düşünürdüm. altı yaşımdayken dünya benden ibaret sandığımda, on iki yaşımdayken bir dişçi koltuğunda ürkek bakışlarımı kaçırdığımda, on dört yaşımdayken bir rehberlik servisindeki odadan kaçtığımda, on beş yaşımdayken ilk defa aşık olduğumu hissettiğimde, on yedi yaşımdayken gitmemek için direndiğimde yine on dokuz yaşımdayken tüm varlığımla çivimi çaktığım bu şehirde kaldığımda. ben hep bir şeyler için beklemiştim; gitmek için, kalmak için. ama ben hep bir şeyleri yarım bırakmıştım, hem içimde hem dışımda.

Şimdi sonunun ne olduğunu bilemediğim ve asla da kestiremediğim bir yerdeyim. yollar bilinmez, belki de yollar kestirilemez ama ya bir umut varsa? ya bizim için her şey çizilmemişse? ne yapabiliriz? hiç. 

İşte yine her şeyin başladığını hissettiğim andayım yine. koca bir kaybolmuşluğun içinde kaçıp gitmek istediğim her yerden hiçbir yere kaçamayışlarımla elimde avucumda sonsuz bir sevgi ile, mıh gibi saplanıp kaldığım yerdeyim.

Bu sefer çocuk değilim, bu sefer küçük değilim. bu sefer büyüdüm. büyümüşlüğümle de olsa aşamadığım anlara yenik düşüyorum her seferinde. her seferinde tek bir anla başlayıp yenildiğim tüm anlara tekrar tekrar yeniliyorum. sonra arkamı dönüp baktığımda zafer sandığım anların hepsinde aslında yine ve yine mağlup olduğumu fark ediyorum.

böyle gitmez derken biten seneler biliyorum, ben her şeyi yarım bırakıyorum.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder