Ben bu hayatı tek başıma yenemem
Hepimizin hayatının belli keskin dönüşleri olur. virajları, dönüm noktaları, kazandığı yahut kaybettiği anları. önemli olanı hep kazanmak, kaybetmek sanarız lakin bu, o an sandığımız kadar da önemli olmamıştır hiçbir zaman. önemli olan oradan sağ çıkabilmektir. asıl önemli olan her şeye rağmen devam edebilmektir. kaçmadan devam etmek.
Sadece altı yaşındaydım ve hayatımın en şaşalı olayı salıncakta sallanmaktı. sanıyordum ki gökyüzüne ne kadar yakın olursam o kadar özgür olurum, o kadar kurtulurum. o dağın tepesinde demirden bir salıncakta çocukluğumla sallanırken ilk defa düşmüştüm. insan sıkı sıkı tuttuğu bir yerden koparılınca sanıyor ki canı çok yanar. külliyen yalan. hiç canım acımamıştı dizlerim o betonla buluştuğunda. babaannem demişti ki "melekler korumuş." sahiden melekler mi korumuştu, evren mi yoksa ben olayın şokuyla acıyı hissetmiyor muydum bilmiyordum ama hiç canım yanmıyordu? bu ilk ve sondu. bir daha hiç canım acımaz sanıyordum düşünce ama öyle değilmiş. bir daha hiç sıkı sıkı sarıldığım bir yerden koparılmam sanıyordum ama bu da öyle değilmiş. belki öğrenmem için gerekli, farkına varamadığım ama varmam gereken bir yermiş.
Sonraları çok düştüm, sıkı sıkı sarındığım ne varsa koparıldım, çok canım acıdı. ama hep dedim ki; olsun, olsun hiç acımamasından yeğdir.
On yaşındaydım, bir dişçi koltuğunda canım çok yanmasına rağmen hiçbir şey olmamış gibi sabit oturuyordum. bir doktor, iki hemşire, annem ve babam. tepemde hayatımın yönünü değiştirecek şeyler konuşuyorlardı. sanıyordum ki anneler ve babalar hep doğruyu bilirler, öyle değilmiş çok sonra anladım. insanın ait olduğu topraklardan koparılması çok başka bir şeymiş ama vazgeçmemek gerekiyormuş. çocukmuşum, çok çocuk. bu anın gerçekliğini canımın acısıyla fark edemeyecek kadar çocuk. o an geçip gitmiş ama benim bir parçam hep o anda kalmış.
Olsun, olsun hiç acımamasından yeğdir.
On dört yaşındaydım ve parçalarımı bıraktığım tüm o anların farkına varmıştım. artık çok geç filan değildi ama geçti işte. biliyorsunuz bazen sadece geçtir. gittiğim dershanedeki çok sevdiğim rehber öğretmenim beni odasına çağırmıştı. o rehberlik odasındaki kahverengi koltuklar olur ya bilirsiniz, oraya otururken bana neler söylenebileceğini biliyordum, bu yüzden hiç umursamamış başım dik kendime güvenli zırhlarımı kuşanmış bekliyordum. çok sessiz bir çocuktum ve bunun hep faydasını görüyordum, insanlar gerçekte ne düşündüğümü hiçbir zaman bilemiyordu çünkü. yine sessizliğimden yine çok çalışıp her şeyi bilip ama asla parmak kaldırmamamdan yakınacaklardı. artık ezberlediğim cümleleri sayıp döküp çıkacaktım ve işte, bitti. lakin bu sefer öyle olmadı. biri ilk defa bir şeyleri fark etmişti. "senin bir derdin var, herkesten sakladığın bir şey." bu cümleyi duymamla tüm zırhlarım delikmiş gibi hissettim. yok dedim, yok ben iyiyim ne olabilir ki? belki bir kere daha sorulsaydı o an her şeyi anlatırdım ama kaçtım. tam o an zil çaldı ve derse gitmem gerek diyerek o odadan kaçtım. o anda öyle yitip gitti ve zamana karıştı. ben o an o kapıyı çarpıp kaçtım ama o oda sadece içeriden açılıyordu.
Olsun, olsun hiç acımamasından yeğdir.
On yedi yaşındaydım ve rezil bir kabustan uyanıp okula gitmiştim. istersem her şeyi başarabileceğimi biliyordum çünkü şu ana kadar yarım bıraktığım tüm o şeyler bile kıymet görmüştü. tamamlarsam, bir kere de bir şeyin arkasında durursam neler olur tahmin edemiyordum. ders arasında voleybol oynuyorduk. en sevdiğim şey takım ruhuydu. birlikten kuvvet doğar lafına öyle çok inanıyordum ki. kim olduğunun bir önemi yoktu birlikteydin, takımdın işte. gerisi teferruattı. beden eğitimi öğretmenimiz uzaktan bizi izliyordu. her servis attığımda gözleriyle onaylıyordu beni. aklından geçenleri biliyordum ama umursamıyormuş gibi yapıyordum. oyunun sonuna doğru yanıma gelip beni okul takımına almak istediğini söyledi. bingo! bilmiştim çünkü insanlar tahmin edilebilirdir. hayır dedim, istemiyorum. o günden sonra da bir daha elime hiç top değmedi.
Olsun, olsun hiç acımamasından yeğdir.
Yirmi bir yaşındayım. en yakın arkadaşım artık yok. hepsi bu.
Olsun, olsun hiç acımamasından yeğdir.
Her şeyin farkındayım. sıkı sıkı tutunduğum her yerden, her şeyden, herkesten koparıldım. canım çok yandı.
Olsun, olsun hiç acımamasından yeğdir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder